Türk ve Kürt Milliyetçiliği
Geçtiğimiz günlerde bir haber gazetelere düştü. Sakarya'da bir adam otobüste konuşma yaparken Kürtçe konuştuğu için tartaklanarak linç edilmek istenmiş. Türkiye'nin bölge bölge ne tür hassasiyetler içerisine girdiğini bu haberle gözlemlemiş olduk.
Aslında bu haberdeki konu önyargı ve samimiyet meselesi. İnsanlar samimiyetlerine göre nasıl sınıflandırılır o da ayrı bir sorun ama neyse. Mesela ekranlarda bir kanal var. O kanalda hani şu ülkemizde yaşayan Japon bir kızın yine farklı sebeplerle ülkemizde yaşamaya karar vermiş yabancılarla gerçekleştirdiği röportajlardan oluşan bir programı var. Seyrederken hoşuna gidiyor insanın. Kendilerini Türkçe konuşmaya çabalarken görünce insanın hoşuna gidiyor.
Ama diğer taraftan düşünün bir yabancı arkadaşıyla buluşunca neden Türkçeyi tercih etsin kendi anadili dururken. Mesela şunu diyebilirsiniz üç kişi var ama ikisinin bildiği dili üçüncü bilmiyor ve o iki kişi kendi dillerinde konuşuyor. İşte saygısızlık bu değil midir? Otobüste adam kendi dilinden konuşan biriyle bir sohbete dalmış konuşuyor. Çok mu gürültü çıkarıyor. "Kardeşim sesini kısar mısın" dersin. Ama adama konuştuğu dil üzerinden saldırmak biraz fazla gibi.
Mesela milliyetçiyim diye geçinen ama Türkçe'yi katleden onlarca genç yok mudur çevremizde. Onlar yapınca bak Türkçemizi katlediyorlar dersin ya da es geçersin. Ama birisi ikinci bir frekansa yani dile geçince "vay bölücüsün, teröristsin". Gerçekten Türkiye'de bazı şeyler rayından çıkmış durumda.
Zaten her şey etki-tepki meselesi ile doğar ve kazanan genelliklede tepki olur. Dünyada gelişen tüm olayları şöyle gözden geçirin(Amerika'daki Zenci hareketleri, Irak'ın kuzeyindeki Saddam katliamları, Sovyet coğrafyasındaki diğer halklar üzerindeki baskı ve bağımsızlıklar) hemen hemen hepsinde mazlum rolüne bürünenler ya da mazlum olanlar er ya da geç istediklerini fazlasıyla almışlardır.
Amerika'da otobüste beyazlara yer veren zencilerin bir devlet başkanı çıkarması, Irak'ın kuzeyindeki Kürt katliamlarından sonra bölgede sözde Kürdistan kurulması yada Sovyetlerdeki Komünist baskının karşılığında demokrasi hayalleri ile onlarca bağımsız devlet türemesi...
İşte bu Kürt meselesinde gelinen noktaları da iyi irdelemek gerekli. Siz 1940'lardan sonra inanılmaz bir doğu politikası izliyorsunuz. Adeta doğuyu haritadan siliyorsunuz. Bugüne kadar doğu için hiçbir milli politika üretememişsiniz. Buna karşılık olarak tepki ise sindire sindire birilerince size karşı geliyor. Bir bakmışsınız TV'ler, özel kurslar, açılımlar ve arkası kesilmeyecek farklı istekler. Tavizi artık istemeye gerek duymadan gelişen süreç size verdirtir duruma getirir.
Şimdi ağır ağır sindire sindire gelen tepkinin artık koşar adım geldiğini içtenlikle söyleyebilirim. Hem de son 100 yıl içerisinde batı destekli gelişen onlarca doğu isyanına karşı. Batı emperyalizmi doğu insanını hedef tahtası haline getirmiş biz ezmişiz. Yani piyon olarak kullanılmış bir halk var. Hem de bizim hudutlarımız içersinde. Eğer milli bir devlet olmuş olsanız dünyayı neden iç politikanıza karıştırırsınız ki değil mi?
Biraz da komplo teorilerinden bahsetmek gerekir. Batı son 30 yıldır Kürtçü politikalar ile sizi doğuda sindiriyor. Siz ise Şah ile uğraşmak yerine nasıl piyonu yerim peşindesiniz. Oldu da batı bu satrancı kazandı. Peki duracak mı? Yarın bir Çerkez isyanı ile ya da olmadı bir Laz isyanı ile iç içe olmayacağımızı nasıl iddia edebilirsiniz? İşte Kurtuluş savaşında örgütlenen milli çetelerden bazıları o zaman susturulmasaydı bugün belki de her etnik kökenden bir ufak çapta isyan ile karşı karşıya kalabilirdik.
Yani bazen her görüşten farklı insanlar olarak oturup bu mevzular üzerinde kafa yormalıyız. İşte yavaş yavaş toprağın altına gömülü olan cesede yani meselenin aslı olan belaya geliyoruz. Türkiye sanki bir yol ayrımında. Sorunun halkların istekleri ya da elde etmeye çalıştıklarından ziyade kendisinin harcı olmadan balıklama dalarak onlara özgürlük, demokrasi, bağımsızlık, devrim vs. vs. şeyler aşılamaya çalışanların(batı dünyası, emperyalizm) savaşı olduğunu idrak etmeye çalışmalıyız.
İşte balık hafızalı halkımın önüne serilmiş bir SEVR anlaşması var. Anlaşmanın içerisinde en belirgin isteklerin başında gelen ne var? Kürdistan. Bu kurulana kadar batı dünyası bunu elde edene kadar mücadele verecektir. Peki, Karadeniz'de bir devletten hiç mi bahsetmiyor. Demek ki birinci öncelik elde edilince sıra ona gelecek. Peki, İstanbul'da Ortodokslar için bir Vatikan devleti inşası o anlaşma içerisinde yok mu? Demek ki bir gün sıra onada gelecek. Biz hayali bir senaryonun içindeki karakter oyuncuları değiliz. Biz gerçeğin yazılmış bir anlaşmanın faaliyete geçirilmesi için seçilmiş bir bölgede yaşayan bir milletiz. Peki, biz neyi tartışıyoruz? Kasetin en başında(SEVR anlaşmasındaki) Kürt meselesinin içerisindeki mikroskopla bile gözlemlenemeyecek bir meseleyi(haberdeki mevzuyu) oturup enine boyuna tartışıyoruz. İşte bizi basitleştiren şeyde burada başlıyor.
Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü koruyabilmenin yolu emperyalizmin iç meselelerimize el atmasının önünü kesmek mi yoksa otobüsteki adamın konuşmasını yarıda kesmek mi? Türkiye'nin bu ayrımları iyi yapabilecek Kemalist'lere, Türkçülerine, milliyetçilerine, solcularına, liberallerine, muhafazakarlarına ihtiyacı var. Yoksa zihni, fikri ancak bu haberdekine yetecek kadar yorum getirebilecek kadar olan insanlarla şu dolmuştaki absürt meseleyi sabahlara kadar tartışın ortaya hiçbir "milli fikir", "milli uzlaşı" çıkmayacaktır.
Türkiye o kadar kimyası farklı bir ülkedir ki. Yani herşeyde karanlık değil. Türkiye'de sadece Türk yoktur. Türkiye'de sadece Kürt'te yoktur. Gidin bakın evliliklere yapılan her evliliğin yarısı bir etnik köken ile diğer etnik köken evliliğidir. Nüfus oranına bakın Türk-Kürt karışımı aile sayısı belki de en geniş en kalabalık aile nüfus oranıdır. Biz bin yıldır bir aradayız. Bu da dünyada nadirdir. Çünkü dünyada ender ulus devletlerden birisiyiz de ondan.
Gazi Paşa ne diyor? ""Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir; fakat hepsinden (oluşan) unsur İslamiye'dir".
Her ülkede hassasiyet kavramını aşırılığa tercih edecek düşünceler olması doğaldır. Ben Kürt sevmem demekle ülkenin bölünmez bütünlüğüne gölge düşürecek fikirlere sahip olan Kürtçüleri sevmem demek arasında ki fark çok mu küçüktür? Ya da bakın güzel bir örnek vermeye çalışalım Montrö'nün, Sevr'in, Gümrük Birliğinin, KİT'leri peşkeş çekilişinin yani tüm bu kara tabloların altına imza atanların Türk olduğunu düşündüğünüz zamanki olaya bakış hassasiyetinizle telefonda Kürtçe konuşuna verdiğiniz hassasiyeti karşılaştırdığınızda objektifliğinizi bakıp kendinize bir özeleştiri getirebiliyor musunuz? Mesela ben getiriyorum.
Diyorum ki ülkemde son 10 yıl içerisinde hortumlanan bankaların ülkeme kaybettirdikleriyle -ki (hepsi Türk çocuğu) sanırım şu zatın telefondaki kaybettirdikleri arasında bir hassas çizgi çekemiyorsam ve bu olaya verdiğim tepkinin zerresini o olaylara gösteremiyorsam vatanseverlik olgumda derin bir ikiyüzlülük olduğuna inanır ve milliyetçiliğimi sorgulamam gerekli olduğunu düşünürüm.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır