Irzına geçilmiş bakışlar
“Derdime vâkıf değil cânân beni handân bilir
Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir
Söylesem tesiri yok sussam gönül râzı değil
Çektiğim âlâmı bir ben bir de Allah'ım bilir.”
Fuzuli
Dünya tarihinde medeniyetin koordinatları sorulsa bizlere ilk akla gelecek yer Bağdat olmalıdır. Edebiyatın, bilimin, sanatın, kültürün, aşk coğrafyasının merkezidir. Ne büyük sanatçılar, filozoflar, bilginler yetiştirmiş bir kültür hazinesidir. Binlerce yıllık medeniyet savaşları orada verilmiştir. Fuzuli’nin aşk şehridir. Leyla ile Mecnun orada hayat bulmuştur. Gazel ile hayat bulmuştur o topraklar. Binbir gece masallarının şehridir. Şehrin ortasında doğulu bir rakkasın kıvrımları gibi Dicle nehiri hayat verir ölü topraklara. Yedi harikadan birisi olan “Babil asma bahçeleri” Bağdat’ın etrafını sarar tüm ihtişamıyla. İşte şimdi bu topraklarda acının, kederin, yok oluşun çığlıkları yankılanıyor.
Geçtiğimiz günlerde “O an” karelerine Bağdat civarındaki bir yerleşim yerinde kendi güvenliğini bile sağlama telaşı içerisindeki bir Amerikan askerinin resmiyle ona donuk, endişeli, acılı, korku dolu ifadelerle bakan bir ineğin surat ifadesi takıldı. Duvarın hemen arkasındaki o ufak aradan içindeki tüm korku ve endişeyle askere bakan bir ineğin yüzündeki ifadenin bile bu kadar kederle, içli bir şekilde acı ifadelerle bakması beni de duygulandırdı. Uzun bir süre sonra bir fotoğraftan hem de ineğin o çarpıcı bakışlarından etkilenerek duygulandım.
Bir ineğin yüzündeki ifadeyi yerle bir eden batının demokrasi hediyecileri acaba bir insanın üzerinde ne gibi bir etki bırakabilirdi. 1,5 milyon insan bir hiç uğruna hayatını kaybederken geride kalanların yüzlerindeki ifadenin o ineğinkinden çokta farklı olamayacağını düşündüm. Acı tabloyu yeniden hatırlamak bir ineğin surat ifadesindeki endişeden tekrar yüreğimize düşeceği aklımıza gelirmiydi bilmem.
Batı medeniyeti(!) bir uygarlığın coğrafyasını, yer altı zenginliklerini, güzelliklerini hakimiyetini ele geçirmekle kalmamış, insanların içerisindeki o saf ve temiz doğulu ruhlarını, hayata dolu dolu bakışlarını da yok etmiş götürmüş. Bir bakışın ırzına geçmek, kuvvet gösterisi denen egosal tatminin zirvesine çıkmak için demek ki milyonlarca insanın hayatına son vermek gerekliymiş. Bize bu çağın soylusu olarak bunu da öğrettin demokrasinin beşiği batı medeniyetinin asil soyluları.
Asil soylular! daha ne istiyorsunuz bu insanlardan. İstediğin bu ülkelerin coğrafyası, zenginliği, toprağı değil mi? Daha bu insanların, insanları bırak hayvanların bile hayata bakışından, umutlarından ne istiyorsun? Zaten tüm zenginlikler senin kontrolünde değil mi? Bırak şu bakışların içerisinde bir umut kalsın. Bir ineğin bakışlarındaki umuda bile tecavüz edecek kadar seni insanlıktan çıkaran ne var bu hayatta? Para ise Irak zaten senin artık. Peki nedir alıp veremediğin bu bakışlardan?
Ama şunda şüphem yok. Batı istediği kadar topuyla, tüfeğiyle, bombasıyla, nükleerleriyle bu topraklarda dehşet saçsın, korku saçsın yine galip gelecek olan Fuzuli’nin Gazelidir. Leyla ile Mecnun’un buluşmasıdır. Batının nükleer bombalarının etkisi Mevlana’nın, Gazali’nin, Hayyam’ın, Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın, Fuzuli’nin tek bir satırındaki etkiyle binlerce yıl mücadele edemez. Çünkü bu coğrafya Aşk coğrafyasıdır.
"Bir millet her yönden başka bir egemenliğin altında yaşıyorsa ve bundan hiçbir sıkıntı duymuyorsa yaratılmışların içerisinde en başıboş yaratık olarak dolaşmaktadır." 
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır