Geleceğin Türkiye'si ve Avrasya açılımı
Dünya yeraltı rezervlerinin kapısında tüm kilitleri çözecek bir Türkiye. Tüm enerji kaynaklarının hemen kenarında ama tamamen dışa bağımlı bir enerji stratejisine sahip. Bölgesinde güçlü su enerjisine sahip ama elektrik enerjisinde dışa bağımlı. Üzerinde teknik bilimin geleceğini şekillendirecek kaynaklara sahip ama değerlendirilmeyi bekliyor. Yağmurlarıyla, dağlarıyla, ovalarıyla, yaylalarıyla tam bir tarım üretimi ülkesi konumunda ama tarım ve hayvancılık yapabilecek nitelikteki tüm yurttaşları büyük şehirlerde ekmek peşinde koşturuluyor. Müthiş bir genç nüfusa sahip ama gençlerine gelecek adına gerekli özgüveni verebilecek potansiyeli yok.
İşte bu Avrasya'nın kilit anahtarı konumundaki Anadolu toprakları her türlü iç ve dış mihraklarca çeşitli yollar denenerek ilerlemesi, büyümesi ve geleceğin gücü Avrasya'da lider ülke olması engelleniyor. Bir tarafta her türlü etnik köken ile birliktelikten yana Ulusalcılar ve son zamanlarda adlarından bolca söz ettiren Demokrasi yanlısı Federeciler.
Türkiye'nin uluslar arası dış politikasında kendisine müttefik olarak gördüğü ve ittifak içerisinde olduğu devletlerce farklı tasarı ve oyunlarla geleceği ipotek altına alınıyor. Siyaseten müttefik olarak gördüklerimiz illegal yollarla kuyumuzu kazmaya ve bizleri müstemlekeleştirmeye çalışıyorlar.
Türkiye her noktadan (batı, Sovyet, Arap) emperyalizminin etkisi altında bağımsızlık mücadelesi vermeye çalışıyor. Batı karşıtı bazı örgütlenmeler ilhamlarını Sovyetlerden alırken, Batının değerleri ile Türkiye'nin politikalarına yön vermeye çalışanlar ise tehlikenin asıl kuzey coğrafyasından geldiğini bizlere inandırmaya çalışıyorlar.
Ama ortada bir gerçek var ki batı sömürgeciliği anlayışının ülkemiz insanı üzerinde gelişen tüm olaylarda oportünist(fırsatçı) yaklaşımlar içerisinde olan insanların liderliğinde bizlere tüketim kültürünü, üretmeyi bilmeyen tüketme ekonomisi ile yaşamaya çalışan insan modeline doğru sürüklemeye hep birlikte izliyoruz.
Batı bir ülkede ekonominin elden gitmesinin ülkenin elden gitmesi gerçeğini çok iyi bildiği için ülkemizde özellikle ekonomik anlamda insanları reel olmayan kâğıt üzerinde çalışan ekonomik sisteme sürükleyerek insanları hazırcılığa ve sıcak paraya yönlendirip aşırı borçlanmaya sürükleyip olası krizlerde mali krizlere sürükleyerek toplumsal bunalımlara, devlete olan sadakatsizliklerin artmasına ve özgüven eksikliğine doğru sürüklemektedir.
Türkiye son 60 yıldır dış politika da dizginlerini eline alamayan ve müttefiklerinin orta-doğudaki çıkarları adına çalışan bir siyaset izlemesi yüzünden özellikle bu coğrafyadaki komşu ülkeleri bile bile lades diyerek karşısına almış ve adeta kendi mahallesinde yapayalnız bırakılmıştır.
Özellikle genç nüfusumuzun önemini bizden daha iyi saptayan dış kuvvetler bizleri NATO'nun kuklası gibi kullanarak orta-doğudaki kendi oluşturdukları cehennemin içine sokarak Türkiye'ye siyasi ve kültürel açıdan değil askeri açıdan ihtiyaç duyduklarını her fırsatta dile getirmektedirler.
Ülkemizin ulusal çıkarlarını savunmak ve geleceğin gücü Avrasya coğrafyasında ki konumunu, egemenlik haklarını, bölgesel menfaatlerini savunmada ki tek organizma olan meclis ve milletimizin ordusu üzerindeki her türlü oyun neticesinde maalesef bu kurumlar yıpratılmaya çalışılmış ve halkın bu kurumlara olan güveni batınında desteğiyle köreltilmiştir.
Roma-Cermen ruhundan geleceğin gücü Avrasya'ya
Ülkemiz özellikle Tanzimat döneminden bu yana inanılmaz derecede batının etkisinde kültürünü, benliğini, sosyo-kültürel yapısını, ekonomisini, eğitim sistemini ve hatta hatta inançlara olan bakış açısını batının değerlerine göre ve batının istekleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmış ve sonuç olarak hüsrana uğramıştır.
Küreselleşme denen ve özellikle doğu bloğundaki çözülmeden sonra çok kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçtiği dönemden sonra artan batılı düşünce ve batılı olma fikri neticesinde iyice doğudan, Asya'dan ve komşularından uzaklaşarak tamamen yalnızları oynayan bir devlet rolüne büründürülmüştür. Bir yönetmenin ödül töreninde sarf ettiği "Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkem Türkiye'ye." Sözleri gibi ülkemiz tarihin, medeniyetin coğrafyasında yalnız bırakılmış ve siyaseten sahipsiz bırakılmıştır.
Maalesef görüldüğü üzere ülkemiz, batının hediyesi olan iç karışıklar vesilesi ile insanlar günümüzde düne göre daha fazla "Parçalanma, bölünme, federe devlet" gibi kavramları akıllarına getirmek zorunda bırakılıyor.
Batı'nın özellikle son bir asırdır kirli elini üzerinden çekmediği orta-doğu coğrafyasında Lübnan, Irak-İran, Filistin, Pakistan, Afganistan, Irak işgali ve son olarak Kafkasya'da yaşananlar ile gösteriyor ki bir gün sıranın Türkiye'de de olduğunu yok saymanın hata olacağını bize yaşadığımız süreçler gösteriyor.
Türkiye özellikle milli mücadele sonrasındaki politikaları ile bölgede en güçlü ulus devlet olduğunu ve mazlum devletler adına emsal teşkil ettiğini yakın tarihimizden çok net bir şekilde öğrenebiliyoruz.
Türkiye hem ırksal açıdan hem de inançsal açıdan bulunması gerekli yeri aslında çok iyi tayin edebilse de başımızdaki idarecilerin batı yanlısı politikalarından vazgeçme süreci bitmeden maalesef aynı yörüngesinde etkisizce dönmeye devam edeceği aşikâr.
Türkiye adına belki de onlarca ideolojinin, akımın, fikrin denemesi ile halen bir başarıya ulaşamamış bir Avrupa Birliği rüyasından artık uyanması ve kaybedilmiş onlarca yılın telafisinin artık olmadığının anlaşılması için milli düşünen liderlere ihtiyaç duyduğu kesin.
Batının zorladığı Avrasya kilidinin arka kapısının anahtarı halen elimizde. Bir yanda Orta-Asya coğrafyasındaki Türkî cumhuriyetler diğer yanda orta-doğu coğrafyası. Yeraltı zenginlikleri ile geleceğin enerji kaynaklarının oranı ile dünyanın gözünü kamaştıran bu coğrafyada Türkiye'nin de muhakkak yerini alması gerekmektedir.
Türkiye kapitalizmin dünyaya hediyesi olan ve geleceğin ekonomisi gözüyle bakılan Çin ile ve geleceğin diğer güçlü ekonomisi gözüyle bakılan Hindistan, Rusya ve enerji kaynaklarının büyüklüğüyle göz kamaştıran Kazakistan ile muhakkak ki ikili ilişkilerini şimdiki müttefik gördüklerinden daha fazla geliştirmelidir.
Bu yüzyıl Türkiye'nin yüzyılı olmalıdır. Bunun çalışmasının gerçekleşebilmesi için muhakkak ki milli düşünce içerisinde olan, ülkemizin menfaatlerini ön planda tutan, batının değerleri içerisinde yok olmamış bireylere ve bireylerin oluşturduğu topluma hizmet edebilecek liderlere ihtiyaç duyacaktır. Bu cevher Anadolu toprakları içerisinde muhakkak ki vardır ve bir gün ortaya çıkartılacaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır