6/7/2009 · Kategori: Dış Politika, Strateji, Küresel Güç

Batının Değişmeyen Politikası

Başkan Eisenhower’a

Biz askeri paktlarımızı kurmayı ve sağlamlaştırmayı hedef alan tedbirlere devam etmeliyiz... Büyük ölçüde politik ve askeri nüfuz garantileyecek genişlikte bir ekonomik yayılma planını Asya, Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız...

Yardımda- birinci gruba, bizimle dost olan ve bize uzun süreli askeri paktlarla bağlanmış olan ülkeler girer. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.

Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur.  Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım, -örneğin Türkiye’ye bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir.

Bu tip ülkelere Türkiye gibi - doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır.

Nelson A. Rockefeller  - 1956

Amerika’nın iç ve dış politikalarını Siyonist bağlantılı çok uluslu şirketler adına yönlendirmekle görevli olan Rockefeller’in Türkiye ve diğer 3. dünya ülkesi konumundaki ülkeleri nasıl oltaya düşürmeleri gerektiği konusunda Başkan Eisenhower’a verdiği nasihatten bir alıntı.

Evet, Batı kimi ülkelere topla, tüfekle, nükleer ile girerken kimilerine de demokrasi adı altında hibelerle, kredilerle, ekonomik paketlerle girdiğini yakın tarihimizde pekçe tanık olduk.
 

Türkiye’de milli sermayenin yok edilmesi için büyük çaba sarf edilmiş ve başarılıda olunmuş maalesef. Üretmek yerine daha ucuzu çok düşük! Ve uzun vadeli kredi seçenekleriyle hazır paket halinde milletin önüne sunarak istenilen “tüketen toplum” modeline bu ülke kavuşturuldu.

Öncelikli olarak halkları etnik, dini, mezhepsel olarak ayırmak adına intelijans faaliyetler içerisine giren batı güçleri arkasından bu ayrılıkçı hareketleri silahlandırmak adına da çok uluslu silah şirketlerini de devreye sokarak bir taşla iki kuş vurmanın planlarını yapmıştır. Aslında başarılı da olunmuştur. Bugün Türkiye ve çevre ülkeler ayrılıkçı etnik terör gruplarının saldırılarını bertaraf etmek adına tüm silahlanma gücünü emperyal ülkelerden sağlarken karşıt güçlerde aynı yollarla silahlandırılarak sonu gelmeyen çatışmalara doğru sürüklenmektedir.

Türkiye 1950’li yıllardan bu yana Amerika’nın Dünya Jandarmalığı görevinin layıkıyla yerine getirmekte ve adeta Amerika’nın orta doğuda ki yerleşkesi durumuna getirilmiştir. Bunların hepside Rockefeller’in dediği gibi ekonomik desteklerin yardımlarıyla gerçekleşmektedir. Bir süt tozuna küçük Amerika olma hayallerine girenlerinde bu yenidünya düzeni projelerine verdiği destekleri de göz ardı etmezsek Amerika’nın yayılmacı politikalarının ne kadar hızlı ve kolayca yayıldığını kolayca gözlemleyebiliriz.

Türkiye’nin emek, üretim, iş gücü için adeta bir oksijen niteliğindeki KİT’lerin sistemli bir şekilde zarara uğratılarak çok uluslu sermayenin eline devredilmesi projesinde ise durum aslında gerçeklerden daha da vahimdir. Türkiye’de adeta darphane şeklindeki özel ve resmi sanayi yatırımlarına talip olan batı ülkemizdeki yerli kompradorları da kendi emelleri doğrultusunda köleleştirmiş ve onlarında bu pastadaki payını sadaka niyetiyle vermektedir. Bu da Türkiye’de milli bir burjuvazinin kurulamamış olmasından ileri gelmektedir.

Batının emperyalizmi yüceltme, koruma güdüsü tıpkı maddenin konumu gibidir. Madde durağanlaştıkça içine kapanır ve yok olur. Ama maddeye tetikleyici bir güç verildikçe büyüdükçe büyür. İşte emperyalizmin de tetikleyici gücü silahlanma ve savaşlardır.

Emperyalizm tercihimiz mi yoksa kaderimiz mi?

Türkiye bundan yüzyıl öncesinde emperyalist ağ ile her tarafından sarmalanmış ve bağımsızlığını mandacı yönetimlere kiralamaya! Varacak kadar çaresizce durumlara düşmüştü. Fakat birilerinin boyunduruğu altında yaşamaktansa onurlu bir mücadeleye “Ulusal Mücadele”ye gözünü kırpmadan giren bu millet emperyalizmin karşısında keskin bir kılıç olmuş bugün birçok mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesine de ön ayak olmuştur.

Fakat Gazi’nin ölümünün kısa bir süre sonrasında yenidünya düzeninin mimarlarınca ülkemiz siyasi açıdan kuşatılmış olması ve bağımsızlığımız birilerinin ellerine teslim edilmesinden hemen sonra yaşanan tüm olumsuzluklar bize gösteriyor ki bizi bu hale getiren etmenlerin hepsi aslında bizim tercihlerimiz sonucunda ortaya çıkmasındandır. Bu milletin kaderi tam bağımsızlık adınadır. Dünyada Amerikan karşıtlığının yüksek olup Amerika’ya iliğine kadar bağlı olan bir ülkede kadercilikten çok tercih meselesine göz atmak gereklidir ne derseniz !!!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »