Düşman Bütün Tersanelere Girmişse...!
Taraf Gazetesinin yazarı Sevan Nişanyan, Atatürk'ün gençliğe hitabesini değiştirmiş kendince bir şeyler yazmış. Hele bir yer var ki ne denilebilir üstüne merak ettim. Değişim mi ne değişim hemde. Yazıyı evirmiş çevirmiş milli müdafaadan, küresel teslimiyete getirmiş bunun adını da Demokrasi koymuş.
“Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. Bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. Tüm ordular sana boyun eğer. Tüm kalelerini terkedecek gücü ve güveni kendinde bulursun.”
Yazıdaki en güzel uydurma kısmıda burası olmuş. Ülkemizdeki Amerikan köp...leri iş başında. Şimdi otursa Amerika'nın şu meşhur dış ilişkiler konseyi varya o bile böyle bir metin yazamaz. İşte memlekette Atatürk'ü "Ben sporcunun zeki, çevik..." sözleri ile ya da “İstikbal göklerdedir” sözleri ile tanıtırsan onun anti-emperyalist tavrından, batı karşıtı politikalarından bu memleketin çocuklarını esirgersen olacağıda budur.
Hanımefendi ne diyor mperyalizme kucak açmalıymışız. Neden bize düşman olsunlarmış ki. Ülkemin kaynaklarını onların denetimine açacakmışım. Birde yazdığına bak tersane uğruna düşman olmaya değermiymiş ver-gitsin. Nasıl olsa Ermeni kökenli ya kendini azınlık saplantılarına vurmuş.
Gerçi kadının dediğini mevcut hükümetler harfi harfine yerine getiriyor. Tüm tersaneler yabancıların elinde. Tüm kurumlar yabancı kontrolünde. Peki, ne geçti elimize. Koca bir hiç. Halk refah içerisinde mi? Geleceğine güvenle mi bakıyor? Bu halk tüm tersanelerini düşman sandıklarımıza açınca daha mı bir mutlu oldu? Bu halk aynı halk. Aynı sefaleti yaşıyor. Aynı sıkıntıları paylaşıyor. Ama elinde geleceğinin teminatı olan hiçbir kurumu kalmamış. Hepsi birer birer devredilmiş. Peki biz ne yapmalıymışız? Düşman sandıklarımızı acilen dost edinmeliymişiz. Elde avuçta da ne varsa önlerine sermeliymişiz. Tamamen sömürge psikolojisidir bu tip ifadeler.
Şu Amerikan köp…rine bir kitap tavsiye etmek isterim. John Perkins "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" kitabını kusun. Orada düşman ile neden ortak olmamamız gerektiğini bizim gibi geri kalmış ülkelere göstere göstere anlatıyor.
Ama bu düşük zekalı, dış kaynaklı, teslimiyetçi zihniyettekilerin okuduğu kitaplar genellikle Graham Füller, Brezinski, Soros vs. vs. küresel sermaye yönlendiricilerinin kitapları olduğu için böyle içi boş metinler yazmayı kendilerine bir demokrasi görevi olarak görüyorlar.
Ayrıca bugünlerde bolca telaffuz ettiğimiz başka bir mevzu daha var. Sözde Kürdistan bölgesi ziyaretleri ile kiminle neyin pazarlığını yaptığını bilmediğimiz hükümetimiz Irak’ın kuzeyiyle daha samimi pozlar içerisine girmiş durumda. Batı yeni misyonlar yüklemiş bu müstemleke zihniyetlere. Batının politikaları bugünde aynı. Onlar için dün değişmedi. 100 yıl önce neye karar verdilerse o istikamette yürümeye devam edecekler. Unutkan tarafı oynayacak olan biziz.
"Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek;"
Daha ne söylenebilirki! Bir millet türlü oyunlarla uyutuluyor ve ölüm fermanı SEVR anlaşmasının tüm maddelerini teker teker kabul ediyor. Kendi ipini kendi boynuna doluyor. Bir gün gelecek bir bakmışsınız ki SEVR'de ne var ne yok hepsini kabullenmişsiniz ve artık yok olmaya hazırsınız.
Birde işin en komik tarafı bu Kürdistan lafını ağzında en fazla geveleyen ülkede biziz. Biz yıllardır terör olaylarında dünya arenasında yalnız bırakıldığımızı hayıkırıp duruyoruz. Komşu ülkelerimize notalar gönderip, yeri geldiğinde tehditler savuruyoruz. Dünyayı PKK konusunda sürekli uyarıyor ve terör örgütü listesine almak için çırpınıp duruyoruz.
Ama koca ama var bu Kürdistan devletinin bağımsızlığını ilk tanıyacak ülkede biz olacağız galiba. Herkesten daha hevesliyiz. Dünya şaşıyordur bu halimize. Batı istediğini yapmak için birşeyler çabalamasına gerek kalmıyor biz zaten onlardan daha önce ne yapılacaksa harfiyen yapıyoruz.
Türkiye kozunu yanlış kullanıyor. Türkiye yanlış kişilerin elinde yanlış dış politikalara maruz kalıyor. Türkiye tarafını iyi belirlemeli. Amerika zaten Avrasya'nın şekillendirilmesi projesinde Türk ve Arap sunnilere(Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan siyasetine) güveniyor. Bunları maşa olarak kullanıyor. Şuan bölgede anti-emperyalist çizgide olanlar Şiiler(İran, Suriye, Lübnan, Pakistan). Demek oluyor ki bizim ittifak içine girmemiz, birlik olmamız gereken ülkeler ikinci saydıklarımız.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Geçtiğimiz günlerde bir haber gazetelere düştü. Sakarya'da bir adam otobüste konuşma yaparken Kürtçe konuştuğu için tartaklanarak linç edilmek istenmiş. Türkiye'nin bölge bölge ne tür hassasiyetler içerisine girdiğini bu haberle gözlemlemiş olduk.
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işsizlik oranının 2010 yılında yüzde 16'lara yükselmesini beklediğini açıkladı. Belki bunlar öngörülen rakamlar ama üç aşağı beş yukarı oluşacak rakamlar da bunlar zaten. İşverenler açısında bugünlerde iş alımlarında bir hareketlilik yaşansa da bunun işten çıkarılan emekçilerin yerine alınan daha düşük ücretli yeni emekçiler üzerinden kazanılan rant olarak görmek lazım geldiğini düşünüyorum.