3/7/2009 · Kategori: İç Politika ve Siyaset

Hoşgeldin Obama! Dert verdin dünyama

Hello obama hoşgeldin başkanlıga

Barış getir bu dünyaya

Obama obama hoş geldin başkanlıga

Durdur bu savaşları

Bitsin artık gözyaşları

Geri getir umutlar

Durdur bu savaşları

Bitsin artık gözyaşları

Geri getir umutları

 

Siz bu dünyanın en gerizekalı cümlelerini okuyadurun okumanız bittiğinde Bağdat civarında bombalı saldırılar olmuştur, Afganistan'ın dağlık kesimlerinde Taliban güçleri olarak adlandırılan ama masum sivil halk üzerine nükleer bombalar yağmıştır. Darfur'da bir dizi katliamlar gerçekleştirilmiştir ve Beyrut'ta faili meçhul cinayetler gerçekleştirilmiştir, Golan tepelerindeki halk sınırların arasında ezilirken, Gazze'deki utanç duvarının bir metresi daha inşa edilmiştir.

 

Bu kadarda olmaz demeyin olur. Bunu yapan batının kirlenmiş zihinli kan emicileri ise daha fazlası da olur. Bugün Irak'a yeryüzünün en korkunç nükleer bombaları ile ölümüne sebep olan ve 1,5 milyon insanın katili olarak anılan Amerika 11 Eylül'den bu yana 500 bin Afgan’ında ölümüne neden oldu.

 

Peki mevzuumuz ne? Başkanlığa işgal ettikleri bölgelerden çekilme!(buna ancak medyaca uyuttukları inanırdı) sözü ile gelen Obama şimdi geniş kapsamlı operasyon için düğmeye bastı.

 

Seçim kampanyaları sırasında bolca "Yes, we can", Demokrasi, barış, özgürlük, kardeşlik, değişim gibi sözlerle masal anlatan Obama halefi Bush'tan geri kalır bir yanının olmadığını da adeta ispatlamaya çalışıyor. Daha göreve geldiğinin 2. günü Afganistan- Pakistan sınırında bombalar yağdırdı.

 

Şuan Helmand bölgesi civarında karadan ve havadan bombalar yağıyor ve yine katledilen bir damla petrolden bile değersiz masum siviller oluyor. 5000 civarı asker ile bugüne kadar ki en büyük saldırıyı gerçekleştirdi. Kukla Afgan başkan ise ülkesinin kaynaklarını ve satılmış insan gücü olan askerini tüm olanaklarıyla emperyalist güçlere açmış olması da bir zamanların en güzel ülkesi ve Türk müttefiki Afganistan'a hüzün bulutlarının çökmesine sebep oluyor.

 

Neden Afganistan mı? İran'ın doğusu, Çin'in batısı, Rusya'nın güneyinde olması zaten işgal edilmekten başka bir çaresinin olmadığını bize göstermiyor mu?

 

Birde biz bu değiştik diyenlerden çok çektik ve çekmeye de devam ediyoruz. Adam ülkemize geldi isteklerini sıraladı ve gitti. Bize ise magazinsel Obama görüntüleri kaldı. Amerika'nın yeni katliamcı başkanı işbaşında ama biz onun rengiyle, sempatik tavırlarıyla gündem oluşturuyoruz. Yeni Amerikan İmparatoru bize ne güzel pazarlanmış. İşte şu yukarda ki aptalca şarkı sözünden anlaşılmıyor mu? Tabi ki bunlar ne sayesinde gerçekleşiyor? Türkiye'de ajanları ve misyonerleri ile satın aldığı medya sayesinde...

 

Görülen o ki Obama dünyaya barışı piyadeleri, nükleer bombaları, uzun menzilli balistik füzeleri ile getirmek için kolları sıvamış.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

8/6/2009 · Kategori: Dış Politika, Strateji, Küresel Güç

Filistin'den Anadolu'ya Siyonist İşgal

Ben bugün burada Yahudi Devleti'ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir.” Theodor Herzl – 1896

 Yukarıdaki sözler yüzyıldan daha fazla önce söylenmiş bir İsrail devletinin kuruluşunu Dünya Siyonist Teşkilatı konferansında deklare eden sözlerden alıntıdır. Herzl o gün itibariyle Büyük İsrail devletinin haritasının koordinatlarını bile bildirmiştir. Toplantı sonunda Herzl ‘’Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı'na kadardır." demiştir.

 Herzl’in dediği gibide olmuştur. Bu konuşmasından tam 50 yıl sonra İsrail Filistin topraklarında Birleşmiş Milletlerinde baskılarıyla İsrail devletini kurmuş bunu ilk olarak Amerika arkasından Sovyetler tanımıştır.

 Bugün Türkiye’nin güneydoğu sınırlarındaki mayınlı arazinin temizlenmesi konusunda büyük bir dalaşma mevzusu olan İsrail parmaklı operasyonun bundan tam 100 yıl önce farklı adlarla Filistin’de nasıl yaşandığını ve İsrail’in kuruluşunu nasıl etkilediğini hep birlikte hatırlayalım, bellek tazeleyelim.

 Siyonizm 19 yy içerisinde yeni devletini nerede kuracağı konusunda araştırmalara girdi. Ve karar kılınan yer kendi kutsal kitaplarında vaat edilen topraklar olan şimdiki Filistin topraklarında karar kılındı. 1850’lilerin ortalarında o zaman Osmanlı’ya bağlı Filistin topraklarında arazi satın almaları başladı. Zaten Duyun-u Umumiye ile iyice zayıflayan Osmanlı’da toprak satışları İsrailliler için bürokratik engellerle meşakkatli olsa da bölgesel yönetimlerde ki para düşkünü memurlar sayesinde zorlanmadan satın alabiliyorlardı.

 Diğer bir toprak alım şekli ise günümüzde bizim topraklardaki emellerinin de paralelinde olan “işletilebilir arazilerin düzenlenmesi, toprakların taşlardan arındırılması,  verimsiz arazilerin ıslah edilmesi” ile toprak işletmesinin Yahudilerin eline bırakılmasını öngören çalışmaların yaygınlaştırılması ile derinden toprak işgaline göz yumulmasıydı. Nitekim son olarak ta Avrupa’da huzur ve rahatlık içerisinde yaşayan Yahudilerin bu topraklara yerleştirilmesi için Avrupa’da yaşanılan soykırımlar ve göçe zorlanmaları.

 İsrail’in su sorunu

 Bugün İsrail’in büyük ölçüde su sorunu bulunmaktadır. Suyunu Akdeniz’deki tuzlu suyun arıtılarak elde edilmesiyle halletmeye çalışan İsrail için bu büyük maliyet demektir. Bu amaçla Suriye ile arasındaki en büyük husumetlerden biri olan Golan tepelerinden su ihtiyacının üçte birini karşılamasına rağmen Ortadoğu adına en önemli kaynaklar Fırat ve Dicle nehiridir. Bu yüzden bu su kaynaklarının hâkimiyeti konusunda büyük çabalar sarf etmektedir. Bu da İsrail’in orta doğunun kuzeyindeki emelleriyle ilgili önemli detayların içerisinde yer almaktadır.

 Yüzyıl önce nüfusun yirmide biri kadar olan Yahudi yerleşimciler bugün toprakların gerçek sahibi edasıyla toprakları nüfus oyunlarıyla işgal etmişlerdir. Bu nüfus oyunlarından bahsetmişken geçtiğimiz yıllarda 2000 civarı İsrailli kadının doğum yapmak üzere Şanlıurfa’ya geldiğini ve kimlik ibaresinde çocukların doğum yerlerinde Urfa yazdığını hatırlatmakta fayda var. Yakın bir gelecekte kendi doğdukları topraklara(!) gelip mülkiyet hakkı aramaya kalkışmaları bize hiçte garip gelmemeli.

İşin ilginç yanı bu arazi temizleme meselesi de nerden patlak verdiği ile ilgili. 1992 yılından bu yana bu mayınlı arazinin temizlenmesi ile ilgili Türkiye’de bir gündem var ama hem Ordu hem de hükümetler bu işi ağırdan ala ala birbirlerinin üstüne ata ata günümüze getirmişler. Son olarak 2004’te Ottawa sözleşmesi ile 2008 Mart ayına kadar ülkesindeki tüm döşeli mayınları temizleme taahhüdünde bulundu. Bu yüzden artık gündemden düşeceğe benzemiyor.

Şimdi sıkı durun ben bu araziyi temizleyecek donanıma sahip değilim diyen TSK son zamanlarda çatışmalarda değil de mayınlı patlamalarda kaybetmesi üzerine 50 adet mayın temizleme aracı (!) alınması adına ihale açtı.

İsrail’in büyük rüyasını gerçekleştirmek adına karanlık rüyalara dalmış durumda ve bu rüyanın içerisindeki toprakların kuzey kısmını oluşturan topraklar Anadolu topraklarıdır. Bu yüzden İsrail ile ilişki içerisinde olanlar şunu iyi bilmelidirler ki her etkinin birde geri tepkisi bulunmaktadır. Bu geri tepki bir gün gelir bazı işbirlikçilerini kendi kazdıkları çukura aynen gömer geçer.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

3/6/2009 · Kategori: Dış Politika, Strateji, Küresel Güç

En iyi ihraç malı Asker

“Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” G.Soros

Batının kan emici finansörü George Soros dünyada Türk halkının ne işe yaradığını böyle anlatıyordu medya yoluyla bizlere. Türkiye’nin müstemleke siyasetçisi ve elit burjuvazisi kırk yılı aşkındır batının içinde yer alabilmek için sınırsız tavizlerle batının önünde el pençe divan durup, pastadaki payını alabilmenin fırsatlarını pervasızca kovalıyordu.

 

Türk askerine biçilen fiyat

Aslında Soros söylemlerinde haklıydı. Onlara göre Türk askerinin bir maliyeti vardı ve bu batı için değeri biçilebilecek miktardaydı. Türkiye ilk ihracı Temmuz 1950’de Kore’ye toplam 4500 civarında askerini yollayarak gerçekleşecekti. O zamanın Amerikan Dışişleri bakanı Dulles’in ağzından şu sözler dökülüyordu. “Bir Türk askeri bize 23 sente mal oluyor”. Bu NATO’ya girebilmenin bedeliydi. Toplam 721 şehit ve 2111 gazinin Amerika Birleşik devletlerine maliyeti bu kadarla ölçülüydü. Çünkü Senatör Cain’in de dediği gibi “Amerikan piyadelerinin bu paylaşım savaşında yıpranmaması için diğer devletlerin desteğine de ihtiyaç vardı”.

Türkiye bugün Türkî cumhuriyetlerdeki birçok ordunun eğitim hizmetlerinde görev alıyor. Çünkü 90’lı yılların başında Sovyetlerin dağılmasıyla ortaya çıkan süreçte batının finansörlüğünde Türkiye’ye biçilen rol “Batı kontrollü bir Türkistan” modeliydi. Fakat bu o coğrafyada çok çabuk anlaşılacak ve batı Türkiye’nin öncülüğündeki girişimden başarısızlıkla ayrılacaktı.

Türkiye’nin elit gücü batıya uyum adına geçen 40 yıllık süreçte kendi evlatlarının uluslar arası bir piyon olarak kullanılmasına sesini çıkarmayacak ve batının kendisine biçtiği ucuz ceset ihtiyacını tam anlamıyla yerine getirecekti. Türk askeri yaklaşık 60 yıldır dünyanın en sorunlu bölgelerinde kaderine teslim edilmiş şekilde görevini ifa etmekteydi. Ve şuan yeni görevi için hazır kıta bekletilmektedir.

Bugün maalesef Türkiye’de çok partili dönem dahil olmak üzere en Amerikancı hükümet görev başındadır. Amerika’nın “Büyük Ortadoğu projesine” eş başkanlık görevini büyük bir keyifle sürdüren Türkiye, bu projenin suya düşmesiyle oluşturulan “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”nde de en önemli Truva atı rolünü üstlenmeyi kendine borç bilmiştir.

Bize tozpembe gösterilen Obama ziyaretinin arkasında da yine en iyi “İhraç Malı”nın enerji kaynaklarının korunması çalışmasında ihtiyaçları karşılaması üzerine görevlendirileceğini anlamamak ahmaklık olur.  Hatırlanacağı gibi ülkemizi geçtiğimiz yıllarda ziyaret eden Kraliçe’nin konuşmasının başında Sorunlu bölgelerdeki güvenli enerji kaynaklarının korunması yönündeki çalışmalarımızdan dolayı sarf ettiği teşekkür bizlere bugün Orta Doğunun şekillenmesi adına ne gibi bir görev yüklendiğinin açık göstergesi değil midir?

Maalesef ülkemizin Orta Doğuda ki bu kaotik ortamda bir piyon, bir davetli misafir olarak öne sürülmesi siyasi açıdan hiçbir vizyona sahip olamadan askeri bir güç olarak kullanılması tarihi derin olan bu toprağın insanlarını derin bir şekilde kahretmektedir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »